Birinci katın büyük kısmı fosillere ayrılmıştır. Ayrıca Prehistorya ve Diyorama Bölümleri de bu katta yer alır. Fosiller, geçmişte yaşamış olan canlıların günümüze kadar korunarak kalmış olan her türlü kalıntısı ve izidir. Fosil, sadece canlının kendisi değil, izleri de olabilir. Teşhirlerde görülen fosillerin büyük kısmı orjinal fosildir. Orjinal olmayan fosiller de orjinallerinin bire bir kopyalarıdır. Tüm fosiller, bilimsel yöntemlerle elde edilmiş ve bilimsel çalışmalar ışığında teşhis edilmiştir. Bu fosillerin tanımlamaları, yorumları şu an elimizde bulunan bilimsel verilere dayanmaktadır. İlerleyen zamanlarda yeni bilimsel veriler ışığında değişiklikler olabilir.

OMURGASIZLAR

Omurgasız hayvanlar, omurgaya sahip olmayan hayvanlardır. Hayvanlar aleminin büyük kısmını omurgasız hayvanlar oluşturmaktadır. Son yıllarda yapılan ve Science dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre hayvanlar türlerinin %97’sini omurgasız hayvanlar oluşturmaktadır. Böcekler, midyeler, istakozlar, akrepler, ahtapodlar, deniz yıldızları gibi canlıların içinde bulunduğu omurgasız hayvanlar, çok büyük çeşitlilik gösterirler.

I. FORAMİNİFERLER

Foraminiferler, hayvanlar alemine ait tek hücreli (Protozoa) ve genellikle çok küçük boyutlarda kavkılara (kabuklara) sahip canlılardır. Neredeyse tamamı sucul canlılardır. Bu canlılar günümüzden yaklaşık 542 milyon yıl önce, Kambriyen döneminde ortaya çıkmış ve jeolojik tarih boyunca yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kavkılarının boyutları 0,02 mm’den 110-150 mm çapa kadar değişebilmektedir. Vitrinde gördüğünüz modeller, orjinallerinin yaklaşık 100 kez büyütülmüş halidir. Günümüzde foraminiferlerin büyük çoğunluğu denizlerde, bazı cins ve türler lagün ve haliç gibi acı sularda, çok az bir bölümü ise tatlı sularda yaşar. Foraminiferlerin yaklaşık 4200 kadar yaşayan, 28000 kadar da fosil türü tanımlanmıştır. Foraminiferler, genellikle farklı derinliklerde çökelmiş olan tortul (sedimanter) kayaçlar içinde fosil olarak yer alırlar. Bu nedenle, içinde yer aldıkları kayaçların yaşlandırılmasında ve bunların oluştukları ortam koşullarının belirlenmesinde kullanılan en önemli fosil gruplarından biridir.

II. PORIFERA (SÜNGERLER)

Çok hücreli hayvanların en basit grubunu oluştururlar. Bu canlılar Prekambriyen döneminin sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. Su diplerinde, kayalar, hayvan kabukları veya zemin üzerine tutunarak (sessil bentik) tek ya da koloni halinde yaşayan canlılardır. Büyüklükleri 1 mm’den 1 m’ye kadar değişmekte olup bazı kolonilerinin de 2 m boyutuna ulaştığı görülmüştür. Her derinlikte yaşayabilen denizel canlılar olup sığ ve sıcak denizlerde, bazen de soğuk sularda bulunurlar.

III. CNIDARIA (KNİDLİLER)

Denizanasının da içinde bulunduğu bu grup, çoğu denizel ortamlarda yaşayan sucul canlılardır. İskeletsel yapı ve gelişim durumlarına göre 3 sınıfa ayrılırlar.

1. Sctphozoa

2. Hydrozoa

3. Anthozoa (Mercanlar)

– Anthozoa (Mercanlar)

Mercanlar çiçek benzeri şekilli, parlak renkli, tek veya koloniler halinde yaşayabilen denizel canlılardır. Sığ ve sıcak denizlerde zemine tutunarak resifler şeklinde büyük mercan kolonileri oluştururlar. Mercanlar ilk olarak günümüzden yaklaşık 542 milyon yıl önce Kambriyen’de ortaya çıkmış olsalar da, bundan yaklaşık 100 milyon yıl sonrasına, Ordovisiyen’e, kadar fosilleri çok az bulunur. Günümüzde özellikle Pasifik Okyanusu’nun tropikal bölgelerinde, sığ, temiz, normal deniz tuzluluğuna sahip ve yüksek enerjili (çalkantılı) sularda yaşamlarını sürdürürler. Mercanlar kendilerinden daha ufak boyutlara sahip olan yumuşakça larvaları, ufak kabuklular ve planktonlarla beslenirler. Teşhirde bulunan güncel mercan örnekleri Kızıldeniz’den gelmiş olan örneklerdir.

IV. BRYOZOALAR (YOSUNHAYVANLAR)

Bryozoalar görünümleri itibariyle yosuna benzerler ve bu yüzden yosun hayvanlar olarak da isimlendirilirler. Genellikle 0,5 mm uzunlukta olan bireyler, koloni oluştururlar. Bryozoalar, kitin veya kalker iskeletli canlılardır. Büyük kısmı sığ ve ılık denizlerde yayılım gösterirler. Deniz tabanında köke benzer kısımlarıyla kayalara, fosillere veya canlı organizmalara tutunarak yaşarlar. Ordovisiyen döneminde (yaklaşık 480 milyon yıl önce) ortaya çıkan bryozoalar günümüze kadar gelmektedir. Günümüzde tüm iklimlerde, tatlı sularda ve hatta denizin 5000-6000 metre gibi derinliklerinde yaşayan 2 formlarına bile rastlanabilir. Taş yapıcı organizmalardır, fosillerine kireçtaşı ve şeyller içinde rastlanır.

V. BRACHIOPODA (KOLSU AYAKLILAR)

Brachiopod terimi, kolsu ayaklılar anlamı taşır. Genellikle sığ denizlerde yaşayan iki kapaklı omurgasız hayvanlardır. Bentik olarak yani okyanus tabanında ve çoğunlukla da tabana bağlı bir şekilde yaşarlar. İlk olarak günümüzden yaklaşık 542 milyon yıl öncesinde, Kambriyen döneminde ortaya çıkmışlar ve Paleozoyik boyunca hızla çeşitlenmişlerdir. Permiyen-Triyas toplu yok oluş olayından oldukça fazla etkilenen bu gurubun çeşitliliği Mezozoyik ve Senozoyik boyunca gitgide azalmıştır. Günümüzde Brachiopoda gurubuna ait sadece 350 tür yaşamını sürdürmektedir. Türkiye’de Toroslarda ve Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Paleozoyik yaşlı kayaçlar içerisinde bolca bulunurlar. Karbonifer döneminin karakteristik fosili olan Spirifer, kapakları üzerindeki süs çizgileri ve bir kelebeği andıran dış şekli ile en çok bilinen Brachiopod türlerinden biridir.

VI. MOLLUSCA (YUMUŞAKÇALAR)

Yumuşak bir vücuda ve vücutlarını koruyan kalkerli bir kavkıya sahip olan bu canlılar hemen hemen her tür ortam koşullarına uyum sağlamış grupları kapsar. En büyük denizel grup olan Mollusca, tüm denizel organizmaların %23’ünü kapsar. Denizel ortamlar dışında tatlısu ve karasal ortamlarda da yaşayan çok sayıda türü vardır. Teşhirimizde Mollusca şubesinin 3 büyük sınıfına ait fosiller bulunmaktadır.

1. BIVALVIA (PELECYPODA, LAMELLIBRANCHIATA) (İKİ KABUKLULAR)

Günümüzdeki midyelerin ve istiridyelerin de içinde bulunduğu grup, vücutları bir menteşe ile birleşen iki kabuk (ya da kapak) içerisinde bulunan ve genellikle bilateral simetriye sahip canlılardan oluşur. Günümüzden 540-520 milyon yıl önce meydana gelen Kambriyen patlaması sırasında ortaya çıkmış ve günümüze kadar yaşamlarını sürdürebilmiş olan bu sınıfa ait bireyler her çeşit su ortamında ve genellikle tabana veya başka bir organizmaya bağlı olarak bentik bir yaşam sürdürür. Vitrinlerde de izleyebileceğiniz Inoceramus, Gryphea ve Exogyra ülkemizde özellikle Geç Kretase’de klavuz fosil niteliğinde türlere sahiptir. Rudistler Geç Jura ve Kretase döneminde; sığ, sıcak ve çalkantılı denizlerde çoğunlukla toplu bir şekilde yaşamlarını sürdürmüş bivalvlerdir. Kretase sonunda tamamıyla yok olmuşlardır. Özellikle Geç Kretase zamanında büyük yığışımlar şeklinde rudist resiflerini oluşturmuşlardır.

2. GASTROPODA (KARINDAN BACAKLILAR)

Günümüz salyangozlarının da içinde bulunduğu Gastropodlar, genellikle konik spiral biçimde sarılmış tek parçalı kavkıları olan yumuşakçalardır. Sarılımları turlar halindedir ve hayvan son tura yerleşmiştir. Günümüzden yaklaşık 542 milyon yıl öncesinde başlayan Kambriyen döneminden günümüze kadar yaşamlarını sürdüren bu canlılar deniz, göl, akarsu, bataklık ve lagün gibi her türlü su ortamında yaşayabildikleri gibi salyangozlar gibi karalarda da yaşayan birçok cinse sahiptir. Deniz ve göllerin tabanında yaşayan bentik formlar kısıtlı bir alan içerisinde hareket edebilmektedir. İnce kavkılı pelajik formlar ise su hareketleri ile sürüklenerek hareket ederler.

– Dev Gastropod (Campanile giganteum): 45 milyon yıl önce Eosen’e ait bu dev gastropod, Fransa’dan bulunmuştur. Tüm jeolojik devirlerde bilinen en büyük boyutlu gastropod türü olan bu örnek, 1804 yılında Lamark tarafından tanımlanan türün tip örneğinin bire bir kopyasıdır. Orjinali şu an Paris Milli Tabit Tarihi Müzesi’nde bulunan örneğin kopyası Şevket Şen tarafından hediye edilmiştir.

3. CEPHALOPODA (KAFADAN BACAKLILAR)

Günümüz ahtopodlarının da içinde bulunduğu tek kavkılı, konik şekilli veya spiral sarılımlı kavkılara sahip denizel organizmalardır. Denizlerde serbestçe yüzerek hareket ederler ve kavkıları içerisine belirli oranlarda su alarak, aynen bir denizaltı gibi istedikleri derinliğe inebilirler. Paleozoyik ve Mesozoyik boyunca oldukça bol ve çeşitli olan bu organizmaların çeşitlilikleri Kretase sonunda gerçekleşen toplu yok oluş sonrasında oldukça azalmıştır. Ülkemizde Jura ve Kretase yaşlı kayaçlar içerisinde çok sık rastlanan Ammonitler günümüzden 245 milyon yıl önce denizlerde belirmiş ve 66 milyon yıl önce yok olmuşlardır. Bazı ammonit türlerinde kabuğun çapı 2 metreye ulaşabilir. – Dev Ammonit: Lytoceras, cinsine ait dev ammonit fosili, Ankara’nın Kösrelik köyünden, erken Jura (189,6-183 milyon yıl önce) yaşlı kayaçlardan bulunmuştur. Bu fosil, bu bölgenin bugün gördüğümüz şekliyle kara halinde değil, geçmişte derin denizel ortam koşullarının hüküm sürdüğü bir okyanus olduğunu gösterir.

VII. ARTHROPODA (EKLEMBACAKLILAR)

Böcekler, örümcekler, akrepler gibi canlıların içinde bulunuduğu dış iskeleti, segmentli vücudu ve eklemli ekstremiteleri (bacak, kanat, ağız parçaları gibi hareket 4 edebilen çıkıntılar) bulunan canlılardır. Günümüzde yaşayan hayvan türlerinin yaklaşık %80’inin eklembacaklılar içerisinde olduğu tahmin edilmektedir.

– Sınıf : TRİLOBİTA (TRİLOBİTLER)

Eklembacaklıların, Permiyen-Triyas yok oluşunda tamamen ortadan kalkmış grubu olan trilobitler, elips biçiminde olup boyuna ve enine üç lobdan oluşmaktadırlar. Bu hayvanların fosilleşebilen kısımları kitinli kısımlarıdır ancak bacaklar yumuşak kitinden oluştuğu için fosilleşmeleri çok mümkün değildir. Bu nedenle trilobit fosillerinde bacaklar hariç loblara rastlanır ve cins-tür tanımı yapılabilir. Trilobitlerin ortalama büyüklükleri 3 ila 10 cm civarındadır. Bazı küçük türleri 5-15 mm, iri türleri ise 30-45 cm boyutundadır. Trilobitler, sığ denizel ortamlarda yaşamış olan canlılardır. İlk olarak günümüzden yaklaşık 542 milyon yıl öncesinde Kambriyen’de ortaya çıkıp, Permiyen sonunda soyları tükenmiştir. Trilobitler, evrim mekanizmalarının açıklanması konusunda çok önemlidir. Kambriyen patlaması sırasında türleşme hızının tahmininde de kullanılan önemli bir gruptur. Ayrıca Kambriyen dönemi için önemli bir stratigrafik işarettir.

VIII. ECHINODERMATA ( EKİNİTLER – DERİSİ DİKENLİLER )

Denizyıldızı ve denizkestanesinin de içinde bulunuduğu Ekinitler, denizlerde yaşayan organizmalardır. Tatlısu ya da karasal türleri bulunmayan en büyük şubedir. Kavkıları birbirine sıkıca tutunmuş kalker plaklarından oluşur ve derilerinin üstünde dikenler vardır. Dikenler önemlidir çünkü hayvan hareketini, dengesini, oyma-delme gibi işlerini bu dikenlerle sağlar. Bazı türlerde dikenler oldukça uzundur ve diğer deniz canlılarına karşı kendilerini bu sayede koruyabilirler. Dikenler kavkıya kaslar aracılığıyla bağlı olduğundan dolayı hayvanın ölümüyle birlikte bu kaslar çürür ve dikenler serbest kalır. Omurgasızlar içinde en ileri vücut yapısına sahip canlılardır. Bazıları tabana bağlı olarak (Crinoid) bazıları ise çok yavaş hareket ederek yaşarlar (Echinid). Yaklaşık 542 milyon yıl önce başlayan Kambriyen döneminden günümüze kadar yaşamlarını sürdürmektedirler. Bugün yaşayan örneklerinden denizyıldızları (Asteroid) ve denizkestanelerine (Echinoid) ülkemiz kıyılarında oldukça sık rastlanır. – Karaman’dan bulunan ekinitlerin olduğu vitrin: Bu vitrinde görülen fosillerin hepsi denizel canlılara aittir. Ancak bugün tamamen karasal koşulların hüküm sürdüğü Karaman’da bu fosillerin bulunması, geçmişte bu bölgenin denizel bir ortama sahip olduğunu gösterir.

IX. HEMİCHORDATA (YARIKORDALILAR)

Günümüzde denizlerde yaşayan ve solucana benzeyen en ilkel sırtipli hayvan grubudur. Erken ya da Orta Kambriyen’de ortaya çıkmışlardır.

– Sınıf : GRAPTOLITHINA (GRAPTOLİTLER)

Graptolitler, daha çok Geç Kambriyen-Erken Karbonifer dönemlerinden bilinen, koloni halinde yaşayan fosil denizel organizmalardır. Graptolit ismi Yunanca grapto (yazmak) ile lite (taş) sözcüklerinin birleşmesinden oluşur ve taş üzerindeki yazı anlamına gelmektedir, çünkü şekilleri kurşun kalem ile taş üzerine çizilmiş gibidir. Bu fosiller düz, kıvrık veya spiral şeklinde olabilirler. Graptolitler, planktonik oldukları için akıntılarla sürüklenerek tüm yeryüzünde sınırsız yayılım göstermişler ve suyun oksijence zengin üst kısımlarında yaşamışlardır. Alt Paleozoyik çökel istiflerinin en önemli fosillerindendirler.

ANKARA VİTRİNİ

Tabiat Tarihi Müzesi Paleontoloji Birimi çalışanlarımızın Ankara ve ilçelerinde gerçekleştirdiği arazi çalışmalarından elde ettiği bazı fosil örneklerini ziyaretçilerimizle paylaşmak adına düzenlenmiş bir vitrindir. Bu vitrin Miyosen-Alt Pliyosen (23-3,6 milyon yıl) döneminde göl, akarsu ve karasal ortamlarda yaşayan omurgalı hayvanlar ve bitkilerin fosilleri ile Erken Jura (201-83 milyon yıl), Üst Kretase (145-66 milyon yıl) ve Eosen (56-23 milyon yıl) dönemindeki sığ denizlerde yaşayan omurgasız canlıların fosillerinden oluşmaktadır.

İZ FOSİLLER

İz fosiller, geçmişte yaşamış organizmalar tarafından çökel kayaların yüzeyinde bırakılan izlerdir. Organizmanın yüzeyde bıraktığı izin fosilleşmiş halidir. Hayvanların bıraktıkları izler, sürünme izi, beslenme izi, yuvarlanma izi, kaçma izleri, dinlenmekte olan hayvan tarafından oluşturulan izler, iz fosil kapsamında değerlendirilir. Birçok araştırmacı hayvanların bıraktığı dışkıların fosillerini de iz fosil olarak değerlendirir.

OMURGALILAR

Omurgalı hayvanlar, balıklar, iki yaşamlılar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerin içinde bulunduğu, omurgaya sahip canlılardır. Teşhirde bulunan örneklerin büyük kısmı orjinal fosildir ve ülkemizden bulunmuştur. Kalıp olan örnekler ise orjinallerinin bire bir kopyasıdır. 1. Balıklar: üyeleri bulunmayan, solungaçlara sahip sucul omurgalılardır. İlk ortaya çıkan balıklar, Paleozoyik’te görülen zırhlı, çenesiz Ostracoderm grubudur. İlk çeneli balık olan Placodermi grubu ise Siluriyen-Devoniyen’de yaşamış ve tamamen ortadan kalkmıştır. Köpekbalıkları ve vatozların içinde bulunduğu kıkırdaklı balıklar ilk olarak yaklaşık 395 milyon yıl önce orta Devoniyen’de ortaya çıkmıştır. Kemikli balıklara ait bilinen en eski fosil ise 420 milyon yıl önce Devoniyen’in başlarına aittir. 2. İki yaşamlılar: Günümüz kurbağalarının da içinde bulunduğu grup, yaklaşık 370 milyon yıl önce Devoniyen’de ortaya çıkmıştır. Karbonifer ve Permiyen’de baskın grup olmalarına rağmen, daha sonra sürüngenler ve diğer omurgalılar yerlerine geçmiştir. 3. Sürüngenler: Kökenleri yaklaşık 310-320 milyon yıl önce, geç Karbonifer dönemine uzanır. İlk ortaya çıktıklarında çok baskın olmayan grup, Mesozoyik dönemde (251-65,5 milyon yıl) en baskın grup haline gelmişlerdir. 4. Kuşlar: Son çalışmalara göre birçok bilim adamı, kuşların theropod dinozorların özelleşmiş bir grubu olduğunu kabul etmektedir. Bilinen en eski kuş fosili, Çin’den yaklaşık 160 milyon yıl öncesi geç Jura’dan bilinir. Yaklaşık 150 milyon yıl önce Geç Jura yaşlı Archaeopteryx, tüylü dinozorlar ve modern kuşlar arasında geçiş özelliklerine sahiptir. 5. Memeliler: İlk memeliler, yaklaşık 225 milyon yıl önce Geç Triyas’ta ortaya çıkmıştır. Kretase sonunda meydana gelen Kretase-Paleojen yok oluşu sonrasında, kuş olmayan dinozorlar ve sürüngenlerden arta kalan alanları doldurmuşlar ve çok hızlı bir şekilde çeşitlenerek baskın grup haline gelmişlerdir.

Omurgalılar Bölümü önemli örnekleri

SÜRÜNGENLER

1. Mesosaurus brasiliensis: Yaklaşık 280 milyon yıl öncesine ait bu örnek, Brezilya’dan bulunmuştur. Mesosaurus cinsi, kıtaların kayması teorisinin en önemli kanıtlarından biridir. Çünkü bu cinse ait fosiller bugün birbirlerinden çok uzak olan Afrika’nın güney kısmında ve Güney Amerika’da bulunmuştur. Mesosaurus’un kıyıda yaşayan bir canlı olması bu iki kıtanın geçmişte bir arada bulunduğuna bir kanıttır. Mesosaurus brasiliensis’e ait orjinal fosil Şevket ŞEN tarafından müzemize hediye edilmiştir.

2. Dev kara kaplumbağası: Ağaç takviminin yanında yer alan dev kara kaplumbağasına ait fosil, kaplumbağanın alt kabuğuna, plastrona, aittir. Bu örnek, Geç Miyosen (11-8,5 milyon yıl önce) yaşlıdır ve Ankara’dan bulunmuştur.

3. Dinozorlar Orta Alan: Bu alanda bulunan örneklerin hepsi orjinallerinin bire bir kopyalarıdır. Dinozorlar, Orta-Geç Triyas’ta ortaya çıkmışlardır. En erken dinozor olan Eoraptor’un bulunduğu kayaçların yaşı 231,4 milyon yıl olarak bulunmuştur. Ortaya çıktıkları dönemde baskın olmamalarına rağmen, Triyas’tan sonra baskın hale gelmeye başlamışlar ve Jura ve Kretase’nin en baskın canlıları olmuşlardır. Yaklaşık 66 milyon yıl önce meydana gelen Kretase-Paleojen yok oluşu sırasında kuşlar dışında tüm dinozorlar yok olmuştur.

2 gruba ayrılırlar: Kertenkele kalçalı dinozorlar (Saurischia) ve kuş kalçalı dinozorlar (Ornithischia).

Kertenkele kalçalı dinozorların içinde tüm etçil dinozorlar ve otçul dinozorların bir grubu bulunur. Kuş kalçalı dinozorlar ise boynuzlu, zırhlı ve ördek-gagalı otçul dinozorlardır.

İskeleti ve giydirilmiş maketi yanyana duran Allosaurus brasiliensis, 155-150 milyon yıl önce Geç Jura’da yaşamıştır. İki ayak üzerinde duran etçil bir türdür. Ortalama 8,5 m uzunluğa sahipti. Büyük ve güçlü arka ayaklarına oranla 3 parmaklı ön üyeleri küçüktür ve vücut uzun, ağır ve yoğun kaslı kuyrukla denge halindedir. Allosaurus’a ait buluntuların büyük kısmı Kuzey 8 Amerika’da Morrison Formasyonu’ndan, bazıları ise Portekiz’den bulunmuştur.

Hem tüm iskeleti hem de tek kafa iskeleti bulunan örnek olan Tyrannosaurus rex, kertenkele kalçalı dinozorları içine alan Saurischia takımına ait Theropoda alttakımında yer alan etçil bir türdür. Üst Kreatase (67-65,5 milyon yıl önce) sırasında Kuzey Amerika’nın batısında yaşamıştır. 12,8 metreye ulaşan boyu ve 4 metreye ulaşan omuz yüksekliğiyle T. rex bilinen en büyük karasal etçillerden biridir. Ayrıca diğer etçil dinozorlardan farklı olarak çok sayıda tam iskeletinin bulunmuş olması, T. rex’i en fazla bilinen dinozor haline getirmiştir. T. rex’e ait ilk örnekler olan dişler, 1874 yılında Amerika’nın Colorado Eyaleti’nde bulunmuş ancak başka bir tür olarak teşhis edilmiştir. Daha sonra 1902-1905 yılları arasında Montana’da bulunan iskeletler sonucunda Henry Fairfield Osborn, Tyrannosaurus rex’i tanımlamıştır. T. rex, uzun ve ağır kuyruğu ile karşılıklı denge sağlayan ve gövdesi göz önüne alındığında oldukça büyük olan kafatası ile iki ayak üzerinde (bipedal) hareket eden bir etçildi. Büyük ve güçlü arka üyelerine oranla oldukça küçük olan ön üyeleri, boyutlarının aksine oldukça güçlüydü. Paris Ulusal Tabiat Tarihi Müzesi tarafından hediye edilmiş olan T. rex’e ait kafatası kalıbının orijinali, 1902 yılında A.B.D.’nin Montana Eyaleti’nde yer alan Hell Creek Vadisi’nde bulunan ve şu an Amerikan Tabiat Tarihi Müzesi’nde sergilenen ilk T. rex iskeletine aittir.

MEMELİLER

Memeliler sınıfına ait, Carnivora (Yırtıcı memeliler), Proboscidea (Hortumlu memeliler), Perissodactyla [Tek toynaklılar – Equidae (Atlar), Rhinocerotidae (Gergedangiller)] ve Artiodactyla [Çift toynaklılar – Giraffidae (Zürafalar), Suidae (Domuzgiller), Bovidae (Boşboynuzlular), Cervidae (Geyikgiller)], Rodentia (Kemirgenler) ve Primata gruplarına ait fosiller ve güncel örnekler bulunmaktadır. Bu örneklerin büyük kısmı orjinaldir. Orjinal olmayanlar ise orjinallerinin bire bir kopyalarıdır. Ülkemizden memelilere ait fosillerin büyük kısmı Miyosen’e (23-5,3 milyon yıl) aittir. Bu fosillerin ait oldukları canlılara bakıldığında, bu canlıların fil, sırtlan, gergedan, zürafa, domuz ya da ceylan gibi günümüz Afrika’sında yaşayan hayvanlara 9 benzedikleri görülür. Bu da bize, Anadolu’nun o dönemlerde günümüz Afrika’sına benzer bir bitki örtüsü, iklim ve ortama sahip olduğunu gösterir. Ülkemiz özellikle Miyosen dönem memeli fosilleri açısından oldukça zengindir.

I. CARNIVORA

Etçiller ya da yırtıcı memeliler olarak tanımlanırlar. Ancak tüm bireyleri tamamen etçil değildir. Diğer memeli gruplarına göre türler arasında çok büyük boyut farklılıkları bulunur (25 g ağırlığındaki gelincikten, 1 tona ulaşabilen kutup ayısı ve 5 ton ağırlığa ulaşan deniz filine kadar). Teşhirde bulunan örneklerin büyük kısmı Anadolu’dan bulunmuş ve Miyosen döneme ait yırtıcılardır. Bu yırtıcıların çoğu sırtlan ve benzeri canlılardır.

II. PROBOSCIDEA (HORTUMLU MEMELİLER)

60 milyon yıl önce ortaya çıkan ve özellikle Neojen’de (23-2,5 milyon yıl önce) çok fazla sayıda türle temsil edilen grup, günümüzde sadece 3 türle temsil edilir (Asya fili, Afrika savan fili, Afrika orman fili). Orta teşhir vitrinlerinden ilk vitrinde, filler ve mamutların içinde bulunduğu Filgiller ailesi dışındaki gruplara ait örnekler yer alır. İkinci vitrinde ise filler ve mamutlara ait dişler bulunmaktadır.

– MARAŞ FİLİ: Teşhirdeki Maraş fili iskeletinin çok büyük bir kısmı orjinaldir. Sadece kafatası, defans dişleri ve iskeletin bir kısmında eksik olan kısımlar alçı ile tamamlanmıştır. Maraş fili, günümüzde Hindistan ve çevresinde yaşayan Asya filinin geçmişte Mezopotamya’da yayılım göstermiş olan alttürüdür. Sergilenmekte olan Maraş fili, Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesi sınırları içerisinde bulunan Gavur Gölü Bataklığı’nda, 1970 yılında, Prof. Dr. Mehmet Önalan tarafından bulunmuştur. Bu bölgeden bulunan çok sayıda fil kalıntıları, M.T.A. Tabiat Tarihi Müzesi dışında Kahramanmaraş Müzesi ve Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde de sergilenmektedir. Gavur Gölü Bataklığı’nda bulunmuş olan çok sayıdaki fil kemikleri ve dişleri, fillerin geçmişinin aydınlatılması bakımından Kahramanmaraş’ı oldukça önemli kılmaktadır. Gavur Gölü Bataklığı’nda bulunmuş olan Asya filine ait azı dişlerinden yapılmış olan radyokarbon yaş analizi sonucunda, günümüzden yaklaşık 3.500 yıl önce 10 Kahramanmaraş ve çevresinde fillerin yaşamış oldukları ortaya çıkmıştır. Her ne kadar bugün Kahramanmaraş’ta fillerin yaşaması için uygun bir ortam bulunmasa da, Gavur Gölü Bataklığı’nda bulunmuş olan fil kalıntıları geçmişte fillerin bu bölgede oldukça fazla sayıda bulunmuş olduklarını göstermektedir. Kahramanmaraş’ta bulunmuş olan kemikler sayesinde geçmişte Asya filinin en batıda Anadolu’nun güneydoğusuna kadar yayılmış olduğunu görüyoruz.

– Gomphotherium angustidens: Gomphotherium, Hortumlu Memeliler (Proboscidea) takımı içerisinde bulunan ve erken Miyosen – Pliyosen arasında yaşamış bir cinstir. Gomphotherium, erken Miyosen’de Afrika’da ortaya çıkmış ve daha sonra Avrasya’ya geçiş yaparak Asya, Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır. Ortalama 3 metre yüksekliğindeki bu hortumlu memeli, üst çenedeki kesici dişleriyle birlikte alt çenesinde bulunan kesici dişleri dışında günümüz fillerine benzemektedir. Fillere kıyasla daha uzun ve alçak olan kafatası, hortumun kısa olduğunu işaret eder. Gomphotherium, öndeki dört adet kesici dişiyle daha çok sucul bitkileri kazıp çıkartabileceği, bataklık ya da göl kenarlarında yaşardı. Gomphotherium angustidens’e ait fosiller Türkiye’de Erken–Orta Miyosen yaşlı Bursa–Mustafakemalpaşa–Paşalar, Bursa–Çitli, Kütahya–Altıntaş–Karaağaç ve Muğla-Yerkesik-Çatakbağyaka lokalitelerinden bilinir. Teşhirde sergilenen ve 1973 yılında Ulusal Tabiat Tarihi Müzesi (Paris-Fransa) tarafından Müzemize hediye edilen örnek, Fransa’nın Sansan lokalitesinden bulunmuş olan Gomphotherium angustidens’e ait birebir kalıptır.

– Mastodon (2 adet büyük diş): Bu savunma dişleri, Geç Miyosen (8,5-5,4 milyon yıl önce) dönemine aittir ve Ankara-Ayaş’ta bulunmuştur. Hortumlu memelilerde bu savunma dişleri ile cins ya da tür teşhisi yapılması pek mümkün değildir, bu nedenle bu dişlerin ait olduğu türü kesin olarak söyleyemiyoruz.

 III. PERISSODACTYLA (TEK TOYNAKLILAR)

Arka ayaklarında tek sayıda parmağa sahip olan toynaklı memelilerdir. Orta parmak genellikle yanındaki diğer parmaklardan daha büyüktür. Bu gruptaki canlılar genellikle büyük otçullardır. Bu grup içinde tapirler, gergedanlar ve atlar bulunur. –

ATLAR: Bu bölümde, yaklaşık 54 milyon yıl önce Erken Eosen’de ortaya çıkan en eski Atgiller örneğinden, günümüzdeki bir parmaklı ve büyük boyutlu atlara kadar geçen sürede karşımıza çıkan fosilllerden örnekler bulunmaktadır. – Gergedanlar vitrininde bulunan örneklerin büyük kısmı Anadolu’da bulunmuş ve Miyosen döneme ait orjinal fosillerdir.

– BALUCHITHERİUM: Baluchitherium, diğer adıyla Indricotherium ya da Paraceratherium, Oligosen döneminde (33,7 – 23,8 milyon yıl önce) yaşamış ve yaklaşık altı metre olan omuz yükseliğinin yanında 20 tona varan ağırlığı ile gelmiş geçmiş en büyük kara memelisidir. Gergedangiller (Rhinocerotoidea) üst ailesine ait olan bu dev, günümüzde yaşayan torunları gergedanların aksine, boynuz taşımamaktadır. Bu dev gergedana ait buluntular başta Pakistan olmak üzere Çin, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, doğu Balkanlar ve Kafkasya’dan elde edildi. 2002 yılında ülkemizde ilk kez bu canlıya ait fosilin bulunması üzerine 2006 yılında MTA Tabiat Tarihi Müzesi ve Paris Doğa Tarihi Müzesi ortaklığı ile Çankırı-Çorum Havzası’nda bir proje başlatıldı. Proje kapsamında Baluchitherium ve ona eşlik eden diğer hayvanlara ait fosillerin bulunmasıyla Çankırı-Çorum Havzası’nın geçmişi hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Ülkemizden bulunan fosiller ile yaklaşık 25 milyon yıl öncesi Geç Oligosen dönemi paleocoğrafyası, iklimi ve faunası hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir.

IV. ARTIODACTYLA (ÇİFT TOYNAKLILAR)

Tek toynaklıların aksine, çift sayıda (2 ya da 4) parmağa ve toynağa sahip otçul memelilerdir. 3. ve 4. parmakları, en fazla gelişen ve vücut ağırlığını taşıyan parmaklardır. Bu grup içinde domuzlar, su aygırları, develer, geyikler, zürafalar, antiloplar, keçi ve koyun gibi memeliler bulunur.

GÜNCEL MEMELİLER – UZUN BALİNA (Balaenoptera physalus): Güncel balinaya ait olan bu iskelet, 2002 yılı Mayıs ayında Yumurtalık sahiline vuran balinaya aittir. Bu balina, EKAD (Ekolojik Araştırmalar Derneği) tarafından açılan bir çukura gömüldü ve 1 sene sonunda topraktan çıkartıldı. Çıkartılan iskelet temizlenerek müzemize getirildi ve uzmanlar tarafından monte edildi.  

BİTKİ FOSİLLERİ

Omurgasızlar Bölümü girişinde yer alan bitki fosillerinin hepsi orjinaldir ve büyük kısmı Kızılcahamam civarındandır. – AĞAÇ TAKVİMİ: Bu örnek, Artvin-Borçka’da 1966 yılında kesilmiş olan ladin ağacına ait yatay bir kesittir. Bu kesit üzerinde görülen halkalarla yapılan yaş tayini sonrasında, bu ağacın yaşının 1330 yılına kadar gittiği görülmüştür. Yıl içerisinde büyüme hızındaki değişim sonucu halkalar oluşur, böylece bir halka genellikle bir yıllık geçişi işaret eder. Mevsimlerdeki farklılık da halkalar da görülür.

– SİLİSLEMİŞ AĞAÇ ÖRNEKLERİ: Taşlaşmış ağaç olarak da adlandırılan örnekler, karasal bitkilerin özel bir şekilde fosilleşmiş kalıntılarıdır. Ağaç ya da ağaç benzeri bitkilerin tüm organik içeriklerinin, çoğunluğu silikat olan minerallerle yer değiştirmesi, buna rağmen gövde dokusunun orjinal yapısının korunması ile taşlaşmış bitkiler meydana gelir.