Bir dizi fiziko-kimyasal süreç sonucu, eriyebilir kayaçların aşınması olayına karstlaşma, bu süreçler sonucu meydana gelen yüzey ve yer altı şekillerine ise karstik şekiller adı verilir. Bu karstik şekillerden biri olan mağaralar, yüzeye açılan ve en az bir insanın sürünerek dahi olsa içeri girebildiği genişlik ve yüksekliğe sahip yer altı boşluklarına verilen isimdir. 2/5’i karstlaşmaya uygun karbonat ve sülfatlı kayaçlarla kaplı olan ülkemiz, karstik alanların genişliği bakımından Avrupa ülkeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bu kadar geniş bir yayılıma sahip olan bu kayalarda; yer altı ve yer üstü sularının oluşturduğu doğal mağaraların da çok yoğun bir şekilde gelişeceği şüphesizdir. Bu mağaraların tamamı etüt edilmediğinden ülkemizdeki mağara sayısı hakkında kesin bir rakam vermek mümkün olmamakla birlikte karstik alanlarda yapılan araştırmalara bağlı olarak ülkemizde yaklaşık 35.000-40.000 civarında doğal mağaranın bulunabileceği tahmin edilmektedir. Mağaraya ulaşan suların ilk oluşturduğu şekil “sarkıt”lardır. Tavandan ve çatlaklardan damlayan sularda bir kısım karbondioksitin serbest hale geçmesiyle ince yarı küre şeklinde karbonat çökelimi olur. Ortası boş bu dairesel çekirdekten damlayan her su bu çekirdeği silindirik olarak büyütür. Böylece, zamanla içi boş, genişliği her yerde eşit çubuk makarna veya tüp şeklinde saydam şekiller oluşur. Tavan ve yan duvarlardan çıkan veya sızan suların meydana getirdiği başka bir şekil grubu olan “duvar damlataşları”dır. Mağara tavanından damlarken sarkıtları oluşturan suların mağara tabanında meydana getirdiği dikey damlataş birikimlerine “dikit” adı verilir. Genel olarak sarkıttan süzülerek akan kalsiyum karbonatlı sular, buharlaşma ve karbondioksitin serbest hale geçmesi sonucu tabana düştükleri noktada karbonat çökelimini meydana getirirler. Damlama sonucu sıçrayarak yayılan suların damlama noktasındaki çekirdeğin çevresindeki karbonat çökelimi üst üste devam ederek dikitleri oluşturur.